Dünya COVID-19 salgınıyla sarsılmaya devam ediyor. Modern yaşam her yönüyle durma noktasına gelmiş durumda. Günlük yaşamımızda yaptığımız birçok faaliyetleri yapamamak zorunda kalıyoruz. Ekonomi, politika ve ahlak tamamen bozulma noktasına gelmiş durumda. Sosyal medyada yayılan yalan yanlış haberler, insanların birbirine olan tahammülsüzlüğü giderek artıyor. İnsanları anksiyete ve korku sarmış durumda. İnsanların bilinmezliğe olan inadı tam bir kaos yaratıyor. Bunun gibi olağanüstü bir hal alan olayda kimse ne yapacağını bilemiyor. Bilinmez bir olayı beklemenin çaresizliği bazen anlamsız tepkilere yol açıyor. Halen kendi hayatlarını, ideolojilerini, dinlerini ve ırklarını yarıştırmanın peşinde halklar.

COVID-19 insanlığın içinde bulunduğu derin varoluşsal krizi gözler önüne seriyor. İnsanlar; işim ne olacak, eğitim hayatım devam edebilecek mi, sağlığım ne durumda olacak, devletler çökecek mi, hayallerim ne olacak gibi sorulara yanıt arıyor. Olumsuz haberlerin yayılması ve sorularına cevap bulamaması anksiyete ve korkularını artırıyor. Bu korkuların yerlerini komplo teorileri almış durumda. Sosyal medyada bu salgının devletlerin çıkardığından tutunda uzaylı istilası gibi uç noktalara kadar olan inançlar sarmış durumda. Herkes bir suçlu arıyor ama kim olduğuna bir türlü karar veremiyor.

COVID-19 krizi ile birlikte öğretilen ahlak kuralları teker teker yıkılıyor. Krizin başladığı günlerde insanların toplu ve panik halinde marketlere koştuğuna hepimiz şahit olduk. Kişi ailesine ve kendisine bakma korkusuyla ”alacağım malzemeler bana yetmez” diyerek aşırı stoklama yoluna gitti. Bunu en ilkel diye nitelendirilen toplumlardan tutunda en yüksek refaha ve medeniyete ermiş toplumlarda da görmüş olduk. Bu gibi stoklama olayları kriz anında bireylerin toplumdan nasıl uzaklaşarak kendi yollarını panik ve bencil halde çizdiğini anlamış olduk. Korkuların bu gibi durumlarda bencillik ağını doğurması doğal aslında. İnsanlığın doğasına yerleştirilmiş olan rekabet, bu gibi ani kriz durumlarında halkı agresifliğe, bencilliğe ve bu durumun çözümünden önce bir dış tehdit arama yoluna gitmesine sebep olmuş olabilir. Bu rekabet insanlarda ”Bana bir şey olmasın da kime olursa olsun” gibi yaklaşımlara çekebilir. Burada pay liderlere düşmekte halkı tehdit ve sorumlu arama yoluna gitmektense, krizin çözümüne yönelik adımlar atılması gerekir.

COVID-19 salgını herkesi etkileyecektir. Burada asıl konu toplumların içindeki bencilliği, agresifliği ve düşmanlığı artırma yoluyla değil; daha birleştirici ve dayanışmacı duyguları artırarak bu salgının üstesinden gelinebilir. Hayat, ideoloji ve din yarıştırmanın kimseye bir fayda sağlamayacağı ortada. Bu bakış açısıyla yaklaşılır ise insanlığın psikolojisi kontrol altında tutulmuş olur. Eğer bunlar yapılmaz ise tam bir kaos ortaya çıkabilir. Bu salgının ideolojisi, dini veya bir ırkı yok tüm insanlığı tehdit ediyor. Bu krizi aşmak istiyorsak hep beraber birlik içinde hareket etmek zorundayız.