Nihilizm yaşamda anlam arayışı içinde olan bütün dini ve ahlaki yapıları reddetmeye denir. Çoğu insan nihilizm ile ateizmi pek ayırt etmeden konuşur. Toplumda her nihilist birer ateist gözüyle bakılır. Bu yanlış bir genellemedir. Aslında çoğu kişi belli dönemlerde bu akımdan geçer hatta ilk okul çağlarında bile, o dönemlerde “Niçin yaşıyorum?” gibi sorular değilde “Neden bu ödevi yapmak zorundayım?” tarzı sorular sorar.

Stalker filmini izlediyseniz üç yoldaş yola çıkar, bunlardan biri iz sürücü diğeri fizik profosörü ve sonuncusu yazar yada edebiyatçı. Bu üç karakterden bizi ilgilendireni yazar olanı. Yazar, nihilist bir yapıyla karşımıza çıkmaktadır. Genellikle çoğu şeyi eleştirir. Tanrı, duygu, ruh vs. kavramlarını reddeder. İz sürücü onu bazı bölgelere önden gönderir fakat neden ilk önce gittiği ile ilgili pek sorun çıkarmaz. Bunun altında yatam felsefe nihilizmdir. Karakter sürekli bir acı çekme, sıkıntı, kontrol edemediği bir hayatın etkisinde olduğunu söyler.

Peki Nietzsche haklı mı? Yada Nihilizm sorunlu bir felsefe mi? Buna ilk önce Nihilizmin ortaya çıkışını anlatarak başlayalım. İlk olarak 19. yüzyılda Rusya’da ortaya çıkmıştır. Çar ve devrim arasında sıkışmış genç üniversite öğrencileri arasında popüler hale gelmiştir. Ardından gelen komünist rejim, 68 olayları bir bakıma nihilizmin eseridir. Bu olayı 68 kuşağını yaşamış insanlarda, günümüze ulaşanlarında açıkca görülmektedir.

Latince nihil kelimesinden türemiştir. Türkçe olarak hiççilik denilebilir. Genel olarak temelinde Tanrı tanımazlık ve mutlu son diye bir şeyin olmayacağını, toplumların ve genel ahlakın gereksiz olduğunu savunur. Bütün bu saydığımız kuralları insanların yıkarak geçeğe ulaşılacağı düşünülür.

Dostoyevski döneminde nihilizmin şiddetli reddiyecilerinden biridir. Ona göre nihilizm batının bir dayatmasıydı. Bu gibi akımlar yozlaşmanın ürünüydü. İnsanlar bu akımlara katılarak kendilerini uçuruma atıyordu. Şuan düşündüğümüzde doğru bir tabir olabilir. Hiçlik, hiçbir zaman mutlu olunmayacağı düşüncesi ve acının vereceği haz bu gibi düşüncelerede mertebe olarak görülsede aslında kaybetmiş olmanın verdiği bir isyandır. Vazgeçmenin, savaşmamanın, kolayca kabullenmenin bir ürüdür.

Stalker filminde yazar iz sürücünün inancını kırıyor. Eve geri döndüğünde yaşadığı gurur kırılması ve acı. İz sürücü eve geldiğinde hastalıktan titrerken, insanlığın egosunu kırıp inanmasını istiyor. İnanç, sadeliğe olan inanç, gösterişsiz inanç, duyguya olan inanç, ruha olan inanç…